Web Tasarım Ankara

Türk Dayanışma Konseyi’nden Kamuoyuna Duyurulur

 Bilindiği gibi rüşvet ve yolsuzluk siyasetin yumuşak karnıdır. Demokrasisi  sağlam temellere oturmamış, dünya menfaatinin duyguların, fikirlerin, söylem ve eylemlerin merkezine yerleştiği başka bir deyişle doyumsuz  nefsin azgınlaşma imkanı bulduğu  toplumlarda, siyaset yolsuzluğun, hırsızlığın, rüşvetin ve her çeşit istismarın verimli bir zemini haline gelebilmektedir. Siyasal iktidar sahiplerinin ideolojik söylemleri ne kadar kutsal köklere  ve ahlaki renklere sahip olursa olsun, azgınlaşmış nefislerin kontrolüne giren siyaset kurumu kısa yoldan “köşe dönmenin” , zengin olup “güzel hayat” yaşamanın yolu ve aracı haline gelebilmektedir.  

Diğer taraftan vurgun, rüşvet  ve yolsuzluk olayları  siyasete biçim ve yön vermek amacıyla bir “siyasal operasyon aracı” olarak da kullanılabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında yolsuzluk olgusu , bir ülkenin hem içeriden hem de dışarıdan sarsılarak milli direncini kırmak ve belli hedeflere doğru eksenini kaydırmak için de kullanılabilmektedir. Kısacası yolsuzluk ve usulsüzlük sadece ekonomik ve siyasi kötülüklere sebep olmamakta aynı zamanda  bir milletin milli varlığına ve bekasına da  ciddi bir tehdit potansiyeli taşımaktadır.

Yolsuzluk en genel anlamda kişisel çıkar elde etmek ve refah seviyesini yükseltmek için mevcut kamu gücünün kötüye kullanılması olarak tarif edilebilir. Refaha ulaşma arzusu  siyasi gücü elinde bulunduran kişilerden yasaları ve kuralları çiğnemesini ister. Bu sebepten refah ve güç elde etme arzusu, bazı memurları rüşvet karşılığında kamu gücünü kötüye kullanmaya meylettirmektedir.

 Böyle bir sürecin sonunda “tüyü bitmemiş yetimlerin” bile hakları, kısmetleri, nafakaları gasp edilmekte, “köşeler dönülmekte”, “türedi zenginler” ortalığı kaplamakta, toplumsal vicdan yaralanmakta, yasal zeminlerde “helal lokma” peşinde koşanlar “tahrik” edilmekte, toplumsal barış ve adalet duygusu erozyona uğramakta  bütün bunların sonucunda milli direnç zayıflamaktadır.

Genel olarak ifade edersek rüşvet ve yolsuzluğun rejimi yoktur. Tarih bize göstermiştir ki, rüşvet ve yolsuzluk gelişmiş demokrasilerde daha az diktatörlüklerde ve  yarı gelişmiş demokrasilerde daha çok  görülmektedir. Küreselleşme süreci rüşvet ve yolsuzluk olgusunu da etkilemiş, bu kadim sorun uluslar üstü bir mahiyete bürünmeye başlamıştır.

Bu genel değerlendirmelerin ışığında ülkemizde son zamanlarda yaşanan “Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu”na baktığımızda şu tespitleri yapmak mümkündür:

1-  Dini değerleri fikriyatının ve siyasetinin merkezine koyan işbaşındaki iktidar bütün maneviyatçı söylemlerine rağmen refah ve zenginliğin dayanılmaz cazibesine kapılmaktan kendini koruyamamıştır. Bu durumun en dikkat çekici sebebi; Daha işin başında Türkiye’nin Müslümanlaştırılması gereken bir ülke olduğu varsayımından hareketle, rüşvet olarak  alınan paraların , çalınan servetlerin hırsızlık olmadığı, aksine bir ekonomik “cihat” eylemi olduğu kabul edilmiş, böylece bahane arayan azgınlaşmış nefislere adeta “dini” bir fetva verilmiş, rüşvetin, hırsızlığın ve yolsuzluğun önündeki vicdani dirençler sıfırlanmıştır.

2-  Türkiye’ye “Dar-ül Harb” muamelesi yapan işbaşındaki iktidar birlikte yola çıktığı başka bir “cemaat” temelli dini grupla rakipsiz kaldıkları noktaya kadar tam bir işbirliği içinde ibretlik icraatlar ortaya koymuşlardır.  Her iki grup da ortak rakiplerini safdışı bıraktıklarına inandıkları noktada “iç iktidar” mücadelesine girişmişlerdir.

 

3-   Bugün “rüşvet ve yolsuzluk” olayı “iç iktidar” mücadelesinde bir “siyaseti biçimlendirme aracı” olarak kullanılmaktadır. Bu savaşta bir taraf rüşvet ve yolsuzlukla dağ gibi yığdığı zenginliğini kullanırken, diğer taraf ise elinde tuttuğu devlet mekanizmasının bir parçasıyla rüşvet ve yolsuzluk aysberginin küçük bir parçasının üstünü açarak rakibini devre dışı bırakmaya çalışmaktadır. Ayrıca bu mücadelede tarafların küresel güç odaklarıyla işbirliği yapmaya çalıştıkları açıkça görülmektedir.

4-  Böyle bir ortamda sadece bir “iktidar krizi” yaşanmamakta aynı zamanda ciddi bir “devlet krizi” de yaşanmaktadır. Yürütme yargıyı yargı da yürütmeyi etkisizleştirme mücadelesine girmiştir. Yaşanan yönetim bunalımı Türk milletinin birliğine, dirliğine ve bekasına zarar vermeye başlamıştır.

 

5-  Bilinmelidir ki; rüşvet ve yolsuzluk olayları, sonuçta demokrasiye zarar vermekte, yönetimi kırılgan hale getirmekte ve demokrasi ilkelerinin uygulanmaması veya samimiyetsiz bir şekilde uygulanması sebebiyle kötü yönetim ortaya çıkmakta, bürokratik veya siyasi yolsuzluklarla ilgili hesap verme ortadan kalkmaktadır.

 

 

6-Ayrıca, içinde bulunduğumuz sağlıksız siyasi sosyal  ortam hem demokrasimize hem devletimize ciddi boyutlarda zarar vermeye başlamıştır. Birlik ve kardeşliğimiz yaralamakta, insanlarımızın kendisine ve devletine olan güveni sarsılmakta bu da milli direncimizi zayıflatmaktadır. Bilinmelidir ki; bu olumsuzluklar doğrudan Türk milletinin bekasına ciddi ölçüde zarar verme potansiyeli taşımaktadır.

 

7-Diğer taraftan işbaşındaki iktidarın en üst seviyesinden yapılan açıklamalara göre devletin içinde ayrı bir devlet vardır. Merkezinde kamuoyunda “Hizmet hareketi” denilen bir cemaatin bulunduğu ve adına “paralel devlet” denen bu illegal yapı normal devletin en mahrem bölümlerine girmiş, adalet ve güvenlikle ilgili bakanlıkları ele geçirmiş, mevcut iktidara tuzak üzerine tuzak kurmaktadır. Son yapılan yolsuzluk operasyonu da bu “paralel devletin” işbaşındaki iktidara siyasi bir saldırısıdır.

 

8-Bu açıklamalara ve değerlendirmelere göre; bakan çocuklarının evlerinde bulunan paraların, para kasalarının, para sayma makinelerinin, ayakkabı kutusunda bulunan milyonlarca doların ve diğer kanıtların hepsi birer hayal, suçlamalar büyük bir iftira, tutuklamalar ciddi bir zulümdür. Bütün olanlar “paralel devletin” AKP iktidarına karşı yaptığı büyük bir komplodur, esas hedef de bizzat “”Başbakan”dır. Sayın Başbakan ve ekibi 11 yıllık iktidarları döneminde bir türlü farkına varamadığı, ancak 17 Aralıkta yapılan “yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” ile görebildiği  bu uluslar arası güç odaklarının kontrolündeki “ paralel devlete” karşı “ikinci kurtuluş savaşı” vermektedir.

 

Bizler Türk Dayanışma Konseyi olarak diyoruz ki;

Böyle bir ortamda siyasetin tepeden tırnağa bir “boy abdesti”ne ihtiyacı olduğu açıkça görülmektedir. Ucu nereye ve kime kadar giderse gitsin rüşvet ve yolsuzluk iddialarının sonuna kadar gidilmeli, yürütme yargının yolunu tıkamamalı, gerçeklerin üzerindeki siyah perdeler cesaretle kaldırılmalı, her şey milletin gözü önünde cereyan etmeli, temiz siyaset, temiz ve şeffaf yönetim hedefine  doğru sağlam adımlarla yürünmelidir.

 

 

 

Bizler Türk Dayanışma Konseyi olarak; “yolsuzluk ve rüşvet” iddialarının, delillerin karartılmasına fırsat vermeden, ucu kime dokunursa dokunsun hukuk kuralları içinde açıklığa kavuşturulmasını, suçluların cezalandırılmasını istiyoruz.

 

Bizler Türk Dayanışma Konseyi olarak; Türk devletinin  “devlet içinde devlet” haline geldiği iddia edilen güç odaklarından bir an önce temizlenmesini istiyoruz.

 

Bizler Türk Dayanışma Konseyi olarak; devletin ve milletin birliğinin ve bütünlüğünün en üst seviyede temsilcisi olan Cumhurbaşkanı’nı yaşanan devlet ve demokrasi krizini, Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçirerek çözmeye davet ediyoruz.

 

Bizler Türk Dayanışma Konseyi olarak; hesap verebilir, şeffaf, adil, temiz bir yönetim anlayışının devlet ve toplum hayatımıza hakim kılınabilmesi için gerekli çalışmaların bir an önce başlatılmasını istiyoruz.

 

 Türk Kamuoyuna Saygıyla Duyurulur….2.1.2013

 

        Türk Dayanışma Konseyi

 

 

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...