Web Tasarım Ankara

Karadeniz Teknik Üniversitesi Mezunları Dayanışma Vakfı'nın her ramazan verdiği Geleneksel İftar Yemeği geniş bir üye ve misafir katılımıyla gerçekleştirldi.

Bir çok sivil toplum kuruşunun başkanlarının milletvekillerin ve eski bakanların katılımıyla gereçekleştirlen iftar yemeğinde Geleneksel iftar yemeği Konuşmasını yapan Vakıf gebnel Başkanı Köksal Koçer KTÜ Vakfının kuruluşundan bugüne kadar vakıf yönetiminin çeşitli birimlerinde görev yapmış olanlara teşekkürleri ifade etti. Koçer konuşmasında "Bilindiği gibi bu yapıyı oluşturan üyelerimiz KTÜ de çok zor şartlar altında okumuşlar, ciddi sınavlarından ve ağır çilelerden geçmişlerdir. Bugünkü birlikteliğimizin ve kardeşliğimizin temeli de işte buraya dayanır.

 

Akademik alanda, bürokraside, serbest çalışma alanında ve siyasette birikimli ve çalışkan üyelerimizle, Bizler dün olduğu gibi bugünde, Türk milletinin bekasına güç vermeye devam ediyoruz" dedi.

Koçer konuşmasının ağırlık noktasını üniversitelerimizin sorunlarına ve çözüm önerilerine ayırdı ve şunları söyledi:

Kıymetli Misafirlerimiz Değerli Üyelerimiz,

Şurası hayati bir gerçektir ki, tarih milletlerin mücadelesine göre anlam ve şekil kazanmaktadır. Ve bu mücadele çoğu kez acımasızca sürdürülmekte ve o zaman diliminde etkin olan güçler kullanılarak yapılmaktadır. Söz konusu gücü yeteri kadar üretip akıllıca kullanmasını bilen milletler, zamanlarının efendileri ve hakim medeniyetin kurucuları olabilmektedirler.

Hepimizin bildiği gibi, emek gücünün baş etken olduğu Tarım toplumu döneminde biz Türkler bu gücü en verimli şekilde kullanmış ve dünya çapında imparatorluklar kurmuş, büyük medeniyetler inşa etmiştik.

Ne yazık ki 1800 lü yılların sonuna doğru emek gücünden makine gücüne geçişi başaramadığımız için koskoca bir imparatorluğu kaybettik. Bu gücü üreten ve hayatın her alanında verimli bir şekilde kullanan Batı tarafından neredeyse tarih sahnesinden silinecektik

Büyük fedakarlıklarla kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti işte bu sebepten hızla sanayileşme gayreti içine girdi. Azımsanamayacak mesafeler alınmasına rağmen yarışta gerilerde kaldık, zorluklara dücar olduk, milletler mücadelesinde başımız yeteri kadar dik duramadı.

Fakat rakiplerimiz 1950 lerin sonuna doğru sanayilerini bilgi yoğunluklu hale getirerek bilgi gücünün önderliğinde bilgi çağını başlattılar.

Bugün milletler mücadelesi bilgi gücüne dayalı olarak acımasızca sürdürülmekte, emperyalizm küreselleşmekte, bölgemiz 21. yüzyılın ekonomik, sosyal, kültürel askeri operasyonlarının merkezi haline gelmekte, milli varlığımız egemen güçlerce tehdit edilmektedir.

Diğer taraftan toplumsal hayatımızın her alanında ciddi boyutta çalkantılar yaşanmakta, değerlerimiz yıpratılmakta, kutsallarımız dünyevi menfaatler için kirletilmekte, milli direnç noktalarımız törpülenmekte kısacası Türk milletinin devletiyle vatanıyla hür ve bağımsız olarak yaşama imkanları her geçen gün daraltılmaktadır.

İşte böyle bir ortamda insan ve insanın eğitimi büyük bir önem kazanmakta ve özellikle teknik elemanların çağın gereklerine uygun olarak yetiştirilmesi ve mühendislerin her gün kendilerini yenilemesi bir zaruret haline gelmiştir.

Üniversitelerimizin çağın gerektirdiği eğitimi verebildiklerini söylemek zordur. Bunun bir çok sebebi olabilir.

Bize göre üniversitelerimizin en önemli sorunu “had safhaya varan vizyon eksikliği” sorunu olup bu kaynak eksikliği sorunundan da önemlidir.

Bizim ülke olarak belki de bütün sorunlarımızın temelinde bu acı gerçek yatmaktadır. Bu gerçeği biraz açtığımızda şu sonuç çıkar: Ülküsüzlük ilkesizliği, ilkesizlik de ilkelliği doğurur. Böyle bir girdabın içine düşen herhangi bir toplumsal kurum temel işlevlerini sağlam bir şekilde belirleyemez, milli ve çağdaş ihtiyaçlara cevap veremez ve bu durumun doğal bir sonucu olarak da, hızla, önce itibarını sonra da varlığını kaybetmeye başlar. İşte, bugün üniversitelerimiz bu ibretli ve acı süreci yaşamaktadır.

O halde Çözüm İçin Ne Yapılmalı?

Bilgi-endüstri-kalkınma arasındaki yakın ilişki, günümüzde birinci derecede belirleyici bir güç haline dönüşen bilginin ve buna dayanan teknolojinin ana kaynağı olan üniversiteleri stratejik bir toplumsal kurum haline getirmiştir. Gelişmiş ülkelerde üniversiteler bu çağdaş fonksiyonlarını gereği gibi yerine getirebildiği için, birey, toplum ve devlet karşısında etkin bir saygınlığa sahiptir.

Bizim üniversitelerimizin de sorun değil çözüm üreten saygın bir toplumsal kurum olabilmesi için bize göre ilk aşamada yapılabilecekleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Üniversitelerimizde kaliteli yüksek öğrenim yapabilmenin ve bilimsel araştırmaları sürdürebilmenin birinci şartı yüksek, kaliteli öğretim elemanlarına sahip olmaktır. Bu amaçla üniversitelerin bilim adamı fideliği olan araştırma görevliliği yüksek maaşlarla cazip hale getirilmelidir.

2. Üniversitelerimizde bilim özgürlüğünün önündeki maddi ve yasal engeller kaldırılmalıdır.

3. Üniversitelerimizde eğitim dili politikasında şu prensip hakim kılınmalıdır: “Yabancı dille eğitime hayır, yabancı dil öğrenimine evet”

4. Daha önce orta öğretimin yapılanmasında bir yöntem olarak uygulanan “Bir mühür bir müdür” çarpık zihniyeti yüksek öğrenimin yaygınlaştırılmasında da uygulanmaya çalışılıyor. Bu yanlış politikalara derhal son verilmelidir.

5. Üniversitelerimizde gerçek anlamda bilimsel özerkliğin sağlanması için idari yapı bütünüyle profesyonel yöneticilere bırakılmalı, öğretim elemanları sadece bilimsel araştırmalara ve öğretime yönlendirilmelidir.

6. Günümüzde dünya pazarlarında en büyük payı, üründen çok bilgi pazarlayan ülkeler alırken, bilgi toplumu olmamış ülkelerin de ekonomik bağımlılık altına sokulması kolaylaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında üniversitelerin milli bağımsızlığın en önemli aracı haline geldiği açıktır. Tedbirler bu gerçeklere göre alınmalıdır.

7. Çağı yakalamak, doğal gelişim sürecini ve teknolojik bilgi birikimini arttırmak, değişen tüketim kalıplarını ve artan talepleri karşılayarak ulusal ve uluslararası boyutta rekabet gücü kazanmak ve yeniliklere açık genç nüfusumuzu gerektiği gibi eğitmek için dinamik bir bilim politikası belirlenerek sanayi-üniversite-devlet (SÜD) ilişkisi oluşturulmalı ve bu ilişkiyi koordine edecek bağımsız bir Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurulmalıdır.

8. İnsan ve eğitim gerçeğine, bilgi çağının gereklerine aykırı , özgün, özgür ve üretmeye yönelik düşünme alanını daraltan özel dershane garabetine derhal son verilmelidir.

9. Çağımızda konusu doğrudan insan olan eğitim, konusu insandan gayrı tabiat olan üretimi, bilgiye olan birebir bağımlılığından dolayı tam kontrolü altına almıştır. Bu durumun doğal sonucu olarak da, eğitilerek sahasında birinci sınıf “uzman” durumuna gelmiş “bilgi sınıfı” bir milletin en büyük milli serveti haline gelmiştir. Bilgi sınıfının çekirdek kadrolarının yetiştirildiği üniversiteler bu stratejik işlevlerinden dolayı bir milletin milli savunmasının ve dışarı doğru açılarak etkinlik alanları kazanmasının vazgeçilmez kurumlarının başında gelmektedir.

Bilgi toplumu olma yolunda adımlar atılırken üniversitelerimizin bu stratejik önemi asla unutulmamalıdır.

Üniversitelerimizin bugün içinde bulundukları eğitim çıkmazından bir an önce çıkarılması ve özlenen hedeflere kilitlenmesi siyasi iradeden geçmektedir. Ülkülü ve ilkeli bir siyasi kadronun Tek Başına İktidara taşınması, toplumsal hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, eğitim sahasında da verimli ve bereketli sonuçların alınması için artık “vacip”likten “farz”lığa dönüşmüştür.

KTÜ Mezunları Dayanışma Vakfı olarak; yaşanan küresel, bölgesel ve ulusal gelişmelerin de katkısıyla Türk milliyetçilerinin “bedeli ödenmiş” Tek Başına İktidarının şafağının sökmekte olduğunu görüyoruz.

Ve yine KTÜ Mezunları dayanışma Vakfı olarak; bu konuda üzerimize düşecek her türlü görevi yerine getirmeye hazır olduğumuzu bildirir, siz değerli misafirlerimize iftar yemeğimize katılarak bize şeref vermenizden dolayı teşekkür eder saygılar sunarız. 25.9.2008

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...