Web Tasarım Ankara

 

 

93 yılda...

29.10.2016 Cumartesi
TÜRKİYE neden cumhuriyettir, bunu doğru anlamak için evvela saltanatın artık kendini tükettiğini, tarihi ömrünü tamamladığını görmek gerekir.


15 Mayıs 1919, İzmir işgal edilmiştir. Darülfünun (Üniversite) adına bir heyet Vahdettin’le görüşmek için Saray’a gider. İçlerinde yazar Halide Edip de vardır. Vahdettin görüşmeyi kabul etmez. Halide Edip, Türk’ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde şunları yazar:

 

“İçimde Osmanlı hanedanının son günlerini yaşadığı hissi hasıl oldu.”

 

Kazım Karabekir İstiklal Harbimiz adlı eserinde Vahdettin’e ağır ifadelerle seslenir, “Millet senden iğrenecek, seni de taç ve tahtını da çiğneyecek” diye yazar.

 

Karabekir de Halide Edip de zaferden sonra muhalefete geçecekler, bunun bedelini de ağır ödeyeceklerdir.

 

MUHALİFLER DE CUMHURİYETÇİ

 

Bu iki şahsiyeti örnek vermem sebepsiz değildir. Yeni rejimin nasıl olması gerektiği konusunda yolları ayrılmış olanlar, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyet konusunda aynı görüşteydiler. 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldıran önergede Rauf Bey dahil pek çok muhalifin imzası vardı.

 

Cumhuriyet zorla, yapay olarak gelmedi, Türkiye’nin doğal evriminin tabii bir eseridir.

 

Cumhuriyet’in ilanından otuz altı gün önce Vatan gazetesi “Yeni devletimiz: Türkiye Halk Cumhuriyeti” başlığıyla şu haberi yayınlıyordu:

 

Hürriyet

 

Aynı haber başka gazetelerde de vardı. Gazi’nin “Devletimiz cumhuriyet olacak” diyerek Neue Freie Presse’ye yaptığı açıklama da aynı günlerde yayınlanmıştı.

 

İKİ FARKLI MODEL

 

Hiçbir tepki gelmemiş, aksine basın ve milletvekilleri günlerce “Nasıl bir cumhuriyet?” diye tartışmıştı.

 

İki temel görüş çarpışıyordu: Liberal görüşlerin sözcüsü Hüseyin Cahit, Tanin gazetesinde Fransız cumhuriyeti gibi, kuvvetler ayrılığına dayalı, partiler üstü ve sembolik cumhurbaşkanı modelini savunuyordu. (Tanin, 28 Eylül 1923)

 

İnkılapçı görüşün sözcülerinden Suphi Nuri ise İleri gazetesinde, yetkilerin Gazi Paşa’nın şahsında cumhurbaşkanında toplandığı, tek partili ve inkılapçı bir cumhuriyeti savunuyor, o sırada parlak görünen otoriter rejimleri örnek gösteriyordu. (İleri, 6 Ekim 1923)

 

Muhalifler birinci görüşteydi; Rauf Bey, Karabekir ve Ali Fuat paşalar ile aydınlardan Halide Edip, Ahmet Emin Yalman ve Hüseyin Cahit gibi...

 

Yalman, 1970’lerde yazdığı anılarında da “Gazi partisiz, partiler üstü bir rehber olarak kalmalıydı” tezini savunmaya devam etti.

 

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ile Suphi Nuri, Yunus Nadi, Ağaoğlu Ahmet gibi aydınlar ikinci görüşü savunuyordu: Cumhurbaşkanının partili olması, hem devletin hem yasama organının başkanı olması gibi görüşler...

 

1923 sonbaharında bunlar tartışılıyordu.

 

BUGÜN CUMHURİYET

 

Hükümet krizi vesilesiyle, 28 Ekim akşamı, Gazi Paşa, Rauf Bey, Karabekir ve Ali Fuat paşalarla 100’e yakın milletvekilinin Ankara dışında bulunduğu sırada İsmet Paşa gibi güvendiği arkadaşlarına “Yarın Cumhuriyet’i ilan ediyoruz” dedi. Böylece kuvvetler birliğine dayalı, tek partili ve devrimci rejime uygun Cumhuriyet 29 Ekim günü ilan edildi.

 

Hangisi daha iyi olurdu diye araştırmak zihin açıcı olabilir ama spekülasyondan öteye geçemez. Gazi’nin otoriter bir cumhuriyet kursa da faşist modellerden farklı, Batı Avrupa tipi parlamenter demokrasiyi nihai olarak amaçladığı kesindir.

Bugün bazı yönleriyle benzer bir tartışma içindeyiz! Halbuki Türkiye Cumhuriyeti 93 yılda önemli bir gelişme kaydetti. Bizim cumhuriyetimizin faşist rejimlerden farkı Batı yönlü olması ve bu evrim yeteneğidir: “Demokratik, laik sosyal hukuk devleti” ve “kuvvetler ayrılığı” Cumhuriyetimizin olmazsa olmaz ilkeleridir.

 TAHA AKYOL  Hürriyet

 

 
 
Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...

Kategori: Eğitim